Özel Eğitimde Dansın Alfabesi

11 Dakikalık Okuma

Özel Eğitimde Dansın Alfabesi – Şimdi; daha önce hiç duymadığınız bir dilde söylenen, sesine aşina olmadığınız enstrümanlarla icra edilmiş bir müzik başlatın ve müziğe uygun dans edin!

Önce zihnimiz bunu reddeder. Sonra bedenimiz nerden başlayacağını bilemeyen salınımlarla, zihnimizin itirazlarıyla mücadele eder ve boyun eğer. Nihayetinde yavaş yavaş, düşünmemize fırsat kalmadan beden; kültürel belleğini tarar ve ayaklar üç ileri üç geri hareket etmeye başlar ve zihin yine devreye girer. “Müziği beğenmedim.”

Beden, bağımsızlığı göğüslemeye hazırlanır gibi; yeni bir dilin harflerini ezberleyip birkaç sözcük ile anlamlı cümleler oluşturmaya -en önemlisi kendini anlamaya- çalışır gibi ezberini bozar ve salınımlar değişir. Kalıpların kilitli kapıları açılır, müzik ve beden ruhun ahengini sizin renginizin sonsuz tonuna boyar. İşte bilmediğiniz müzik, sizin duygularınızın renkleriyle buluşur ve bedeniniz yeni alfabeniz olur. Artık istediğinizi söyleyebilirsiniz…

“Beden dilinin ortaya çıkış süreci taklit etme, oynama, tasvir etme gibi eylemlerle oluşmuştur. Hayati ihtiyaçlar doğrultusunda kazanılan birtakım edinimler sanatın ortaya çıkış sürecini de başlatmıştır. Sanatın en eski belirtisi danstır. İnsanın ilk aracı sayılan bedenle anlatım olanağına kavuşan dans, ruhsal durumların ve gerilimlerin bir boşalımıdır. Başlangıçta bireysel gereksiniminden doğan dans, giderek toplumsal ve dinsel bir karaktere dönüşmüştür.” (Örnek, 1971, s. 181)

Bedenin bir ifade aracı olarak kullanılması, doğada gözlemleyebileceğimiz ilk hareketin temellerine örnektir diyebiliriz. Hayvanların yavrularını avlanmaya hazırlamak için çeşitli oyun ve taklitlerle onları yaşama hazırlaması ilkel insanlara da örnek olmuştur. İlkel insanlar tarihin o dönemlerinde ava çıkmadan önce alanlarda toplanıp belli hareketler kümesi ile avlanmayı anlatmaya çalışmış; bu ifadeyi yüzlerini boyayarak ve mağaralara resimler çizerek güçlendirmişlerdir.

“Bu törenler sonucunda ilkel insan, farkında olmadan sanatı yaratmakla birlikte bireyi topluluğun bir parçası haline getirmekteydi. Büyü, dans gibi ritüeller güçsüz bir varlık olan insanı doğa karşısında güçlü kılmakta ve anlaşılmaz olayların daha rahat üstesinden gelmesini sağlamaktaydı. İlk insanlar dansı anlamakta güçlük çektikleri olaylara çözüm olarak bulmuşlardır.” (Bozkurt, 2019, s. 1)

Yüzyıllar boyu insanın duygu ve düşüncelerini ifade etmenin bir yolu olarak kullanılan beden, belli bir disiplin çerçevesinde icra edildiğinde farklı kültürlere kaynaklık edip dans formunu almaktadır. Dans etmek, sahneleme amacı gütmediğinde, sanat ve mesaj kaygısı taşımadığında tüm insanların bedeniyle kendi alfabesi ile konuşmasıdır. İnsanın, kendisini her ne şekilde olduğu fark etmeksizin ifade edebilmesi ise bireyin ruhsal devinimlerini dengeler ve yaşamı birey için daha olumlu kılar. Çünkü temelde hepimizin derdi anlaşılmak ve daha iyi anlaşılmaktır.

Dans olgusu için tarihsel bir iletişim aracı demenin yanlış olmayacağı gibi, yüzyıllardır terapi yöntemi olarak kullanıldığını söylemek de yanlış olmayacaktır. Tarih boyunca insanlar bir arada ve ortak bir ritimle hareket etmişler ve bu hareket bütününü toplumsal dans olarak adlandırmışlardır. Duyguları ve hisleri etkileyen bir terapinin parçası olan dansla terapi, ilkel zamanlarda kadın ve erkeklerin dinsel törenlerinde iyileştirme ve tedavi etme amaçlı hareketler bütünü olarak karşımıza çıkar ve birçok kültürde inanç ve tedavinin harmanlanmasıyla kendini var eder.

Birey, bilişsel, duyuşsal, sosyal ve fiziksel gelişim alanlarının bütünü olan bir varlıktır ve bu gelişim alanlarının desteklenmesi, onun her yönüyle gelişmesi, bireyi daha sağlıklı ve mutlu yapar. Hareket eğitimi için sadece fiziksel olarak bedenin gelişiminin etkilenmesi demek eksik bir ifade olacaktır. Hareket eğitimi diğer gelişim alanlarını da olumlu yönde etkilemektedir (Aldemir, 2010).

Özel Eğitimde Dansın Alfabesi

Günümüzde hareket – dans etmek, hem yetişkin hem çocuklar için birçok gelişim alanını desteklemektedir. Yetişkinler için daha çok bir meditasyon yolculuğu olarak içselleştirilmesiyle tarihteki tedavi misyonunu sürdürmektedir.

Her yaş grubu için farklı kazanımlar öngörebileceğimiz dans kavramı çocuklar için ise; temelde bilişsel, duyuşsal, sosyal ve fiziksel gelişimi destekleyerek onlara çok yönlü bir gelişim sağlar.

Fiziksel gelişimde Shilling’e göre; “Fiziksel aktiviteler yoluyla enerjinin olumlu açığa çıkmasına sebep olurken vücut farkındalığı, kontrol, denge ve koordinasyonu sağlar. Birçok öğrenme olanağı sunar ve çocuklarda entelektüel duyarlılığı geliştirmenin yanında onların fiziksel deneyimlere katılmalarını sağlar.”  (Malıyok, 2018. s. 38)

Bilişsel gelişimde Gökalp ve Shilling’e göre; “Hareket problemlerini çözerek, problem çözme becerilerini geliştirir, dinleme ve yön takip etme becerilerini ise kuvvetlendirir. Okuma, matematik ve bilim faaliyetleri gibi diğer alanlarda öğrenmeye yardımcı olur. Dil kazanımı, okumaya hazırlık ve matematik becerileri için gerekli olan hareket desenleri ile sinirsel iletişimi gelişimine katkı sağlar.” (Malıyok, 2018. s. 38)

Sosyal gelişimde Gökalp ve Aldemir’e göre;  “Hareket eğitiminde planlanan etkinlikler çocuğa paylaşmayı, zaman kullanımını, iş birliği ruhu ve sorumluluk duygusunu kazandırır. Bu sayede çocuk diğer insanlar tarafından kabul görme ve farklılıklara uyum sağlamayı, kazanma ve kaybetmeyi öğrenir. Çocuk ikili ve grup dans çalışmalarında işbirliği içinde olur. Dans ettiği alanı paylaşarak öz kontrolünü sağlar. Güvenli şekilde diğer dans eden bireylerle etkileşimde bulunur.”

Duyuşsal gelişimde Gökalp ve Lake’a göre; “Çocuklarda öz saygı oluşturma, öz güveni artırma, cesaretini kazanma, kendi duygularını ve arkadaşlarının duygularını anlama, yaratıcılığı ve hayal gücünü kullanma, hak ve adalet duygusu geliştirme gibi birçok konuyu desteklerken, onların kişisel gelişimlerine katkı sağlar. Dans esnasında, duygular hareket yoluyla ifade edilerek çocuğun farkındalığını arttırır. Dans, yararlı ve doğru davranışa neden olan duyguları tanımaya yardım eder. Olumlu ve rekabetin olmadığı tecrübelerle çocuğun kendine güvenini arttırırken kendine ait sesi ve hareketi ile kendine özgü duyguları ifade etme doyumunu ve mutluluğunu hissettirir.”

Özetle anlatmaya çalıştığımız, bir disiplin olarak dans kavramı çocukların gelişim evrelerini çok yönlü olarak beslemekte ve onlara özellikle kendi yeteneklerinin keşfi sürecinde destek olmaktadır.

Tam da bu noktada bedenimiz aracılığıyla bir iletişim aracı ve ifade biçimi olarak kullandığımız dans; duygu ve düşüncelerini istediği gibi ifade edemeyen özel gereksinimli bireylerin duygusal dışavurumu olarak kendini var edebilir. Çoğunluktan farklı özel gereksinimli çocukların, yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlamak, yetersizliğin engele dönüşmesini önlemek, özel gereksinimli öğrencinin dans aracılığıyla kendini ifade etmesi sayesinde talep ve ihtiyaçlarını anlayabilmek; bu düzlemde de toplumsal uyum becerisini destekleyerek onu daha özgür kılmak özel eğitimde dansın nihai amaçları sayılabilir.

Bu aşamada güzel olan şey; özel gereksinimli bireylerin engel durumu ve düzeyi fark etmeksizin, bedenlerinin kendi alfabesi, kendi ritimleri ile öğretilmiş, ezberletilmiş değil hissedilmiş salınımlarla var olmasıdır. Kendisini sözlü olarak, yazıyla veya çizerek ifade etmekte zorlanan bireyin, kendine has hareket kümeleri – jest ve mimikleri- onun ihtiyaçları konusunda bize ipucu verecek, eğitim sürecini destekleme aşamasında bize yol gösterecektir.

Özel gereksinimli bireylerin, engel grubu ve düzeyinden bağımsız olarak müziği, müzikle yapılan etkinlikleri sevdiklerini ve daha belirgin tepkiler verdiklerini gözleme dayalı ifade edebiliriz. Bu gözlemle; kültürel etkiler, geçmiş deneyimleri, maruz kalma süreleri, engel düzeyleri gibi birçok başlıkla bilimsel veri tespit edilebilir. Ancak temelde, bedenin müzik eşlikli hareket etmesi bağımsız bir kendini anlatma çabasıdır. Anlatılan hikayeyi doğru okumak, duygusal olarak dansın icrası sonrası olumlu karşılık bulması, her bireyde olduğu gibi özel gereksinimli bireylerde de motivasyon kaynağıdır.

Şimdi benliğinizden, statünüzden, rollerinizden, bilincinizden hatta zekanızdan mümkün olduğu kadar sıyrılmaya çalışın. Bedeninizi duygularınızın kalemi yapın ve bulunduğunuz yerde, yere bedeninizle adınızı yazın. Kendinizi uzaktan izleme şansınız olsaydı, tüm kaygılarınızın dışında kalarak nasıl bağımsız bir dans ortaya koyduğunuza şaşırabilirdiniz.

Bedeninizi kullanarak suyu tarif edebilir, ya da acıktığınızı anlatmak için doğru müziği arıyor olabilirsiniz. Tam da bu noktada özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarını anlatmak için, beden hareketi- dans olgusunu farkında olmadan çok yönlü kullandığına şahit olmak mümkündür. Kendilerine özgü tekrarlı jest ve mimikleri, bazı belirli enstrümanların sesine ya da insan sesine verdikleri büyük ve kontrolsüz tepkiler, onları tam da olması gerektiği gibi biricikliği ile anlamamızı sağlar. İşte kendilerini özgürce ifade ederek gerçekleştirdikleri bu dans, onlar için hazırlanacak bireyselleştirilmiş eğitim planlarının iskeletini oluşturabilir, hatta kaba değerlendirme formu olarak bile değerlendirilebilir.            

Özetle, zeka düzeyimiz, özel gereksinimli birey olup olmadığımız, ya da bedensel engelli olmamız; dansın dilinde hiçbir özellik kişiyi bir diğerinden farklı kılmaz. Yeter ki kaygılarımızdan sıyrılıp duygu ve düşüncelerimizle empati kurabilelim. Dansın ilk ortaya çıkışında bahsettiğimiz gibi; bedeniniz tek ifade aracınız olsa ne söylerdiniz? Yoksa müziği beğenmeyenlerden misiniz?

KAYNAKÇA:

            Aldemir, G. Y. (2010). Drama ve dans eğitiminin 10-14 yaş çocuklarda motor gelişimine etkisinin incelenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

            Bozkurt, Funda. (2019). Türkiye’de Halk Danslarının Ticarileştirilmesi. Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yüksek Lisans Tezi. İzmir.

            Gökalp, M. (2007). Okul öncesi dönemde hareket gelişimini destekleyen oyunlar. Okul Öncesi Dönemde Anne Baba Kaynak Kitapları. Bilgin Eğitim Teknolojileri

            Malıyok, Gülcan. (2018). 5 Yaş Çocuklarına Uygulanan Dans Eğitiminin Çocukların Sosyal Duyusal Uyumlarına Etkisinin İncelenmesi. Marmara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul

            Örnek, S. V. (1971). 100 Soruda İlkellerde Din, Sanat, Büyü ve Efsane. İstanbul: Gerçek Yayın Evi.

http://susehriram.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/58/09/964692/dosyalar/2019_07/29155345_OZEL_EYYTYM_1.pdf  (30/12/2020 tarihinde erişildi.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir